Türkiye’de, “kartel medya” tanımında ifadesini bulan belirli kurumlar, 2006 yılı süresince başörtüsü yasağına medyatik destek sağlamaktan geri kalmadılar. Gazete, dergi, internet siteleri ve televizyon kanallarında, başörtüsüne “türban”,
İslam’a “dogma” ve Müslümanlara “gerici, irticacı” kelimeleri arkasından hakaret etme cüreti gösteren kartel medya, özellikle başörtüsü konusunda tam bir avcı dikkati sergileyerek, birçok jurnali manşetlere taşıdı.
Kartel medya jurnalcilik vazifesini ifa edebilmek için yılın ilk gününden son gününe, kesintisiz bir mesai yaptı. 1 Ocak 2006’da Hürriyet Gazetesi’nde “Doktorun türban ısrarı” başlığıyla verilen haberde, Erzurum 112 Acil Servisi’nde görevli Dr. Zeynep Bingöl’ün görevi başında başörtüsü taktığı yazıldı. Tempo Dergisi’nin yılbaşı için hazırlanan sayısında ise derginin kapağında, başörtüsü; bayağı bir kompozisyon içinde kullanılırken, derginin ve aynı zamanda Hürriyet Gazetesi’nin köşe yazarı Bekir Coşkun, başörtülü Müslüman kadınlara yönelik hakarete varan sözler sarf ederek medyadaki seviyesizliği ortaya koydu.
Başörtüsü; yıl boyunca medyanın gündeminden düşmedi. Özellikle komutanların, Cumhurbaşkanı’nın, YÖK başkanının ve sistemin yüksek mercilerindeki diğer başkanların “laiklik” ve “irtica tehdidi” vurgularını; sürekli “sert uyarı” “muhtıra gibi açıklama” “paşa sert konuştu” gibi başlıklarla manşetlerine taşıyan kartel medyanın köşe yazarları ise özellikle “Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve başörtüsü” konusunda hakarete varan yazılar yazmaktan hiç vazgeçmediler.
İslam ve başörtüsü konularında kaba bir üslubun kullanılması ve hakarete varan ifadelerin sarf edilmesi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı da rahatsız etti. 1 Mart 2006’da düzenlenen İl Müftüleri Toplantısı’nda medyaya “Dini konuları magazin üslubunun dışında tutun” çağrısı yapıldı. Toplantının sonuç bildirgesinde ise başörtüsüyle ilgili şu maddeye yer verildi: “On dört asırlık uygulamada kadınların başını örtmeleri dinî bir gereklilik olarak kabul edilmiş, Müslüman kadınlar da dinlerinin gereği olduğuna inandıkları için başlarını örtegelmişlerdir.” Fakat bu çağrı medyada hiçbir etki uyandırmadı.
5 Mart 2006’da Milliyet Gazetesi yazarı Ece Temelkuran “Yoksul Kapansın, Zengin Açılsın” başlıklı köşe yazısında birçok iftiraya yer vererek, İslam-karşıtı psikolojik harbe katkı yaptı. YÖK, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay gibi kurumların yasakçı kararlarına destek veren Ece Temelkuran “kadın, nasıl olmalı, nasıl olmamalı”nın normlarını tayin ve tespit etmede açıkça bir “aydın despotizmi” sergiledi.
11 Mart 2006’da, Hürriyet Gazetesi ikinci jurnal haberini gündeme taşıdı. “Türbanlı Başhekim makamda” başlıklı haberde, Uşak’ta, Başhekim Vekili Dr. Fatma Nur Bozok ve bazı hemşirelerin görevlerini başörtülü yaptıkları ihbar edildi. Medyatik ihbarın ardından Uşak Valiliği soruşturma başlattı.
Hürriyet Gazetesi asılsız haberlerle ve ihbar mahiyetindeki köşe yazılarıyla yasak konusunda başı çeken medya kurumu oldu. 17 Nisan 2006’da, Ali Atıf Bir Hürriyet’teki köşesinde imzasız bir e-maile dayanarak “İÜ Eğitim Fakültesi’nde kantini kapatan İslamcı öğrenciler kızların başını zorla örttürerek herkese Kur’an dinletti ve 31 Mart ayaklanmasını dualarla andılar” ihbarında bulundu, Ertuğrul Özkök ve Emin Çölaşan da Bir’in köşesinden hareketle “gericilik taleplerinin korkutucu boyutlarına” dikkat çektiler, fakat Ali Atıf Bir’in ihbarı asılsız çıkınca, haberi doğrulatabilmek adına başka yalan haberlere başvurdular. İstanbul Üniversitesi’nden yapılan yazılı açıklamada ise Hürriyet’i tamamen yalanlanarak, Bir’in bahsettiği gibi bir olayın fakültede hiç yaşanmadığı belirtildi.
* * *
Bu asılsız haberden iki gün sonra, bu sefer Cumhuriyet’te, Müslümanlara açıkça hakaret edildi. 19 Nisan 2006’da, Turhan Selçuk başörtülü kadınlara hakaret eden bir karikatür yayınladı. “Türbanlı domuz Avrupa Birliği yolunda” kabalığıyla sunulan karikatürde, İslami kimliğin sembolü başörtüsü ile İslam’ın toptan dışladığı domuzun bir araya getirilmesi; medyada, başörtüsüne duyulan kinin herhangi bir ahlâki ilke tanımadığını yeniden kanıtlar mahiyetteydi.
Cumhuriyet Gazetesi yıl boyunca Müslümanlara yönelik bayağı bir üslup kullanmayı sürdürdü. Hiçbir bilgi değeri taşımayan düşünce fakiri yazılarda, kaba bir nefret tüm çirkinliğini dışa vurdu. 18 Ağustos 2006’da, 43. Hacı Bektaş-ı Veli’yi anma törenlerinin ikinci gününde ise, “Bilimsel Devrim ve Kemalizm” konulu bir panel düzenleyen Cumhuriyet Gazetesi başyazarı İlhan Selçuk, başörtüsünün bir “insan hakkı” olmadığını savunurken, “Türbancıların” ABD güdümünde ılımlı İslam ülkesi kurmaya çalıştığını iddia etti.
İlhan Selçuk konuşmasında “Mesela ‘türban takmak insan hakkıdır’ diye düşünenler var. Türban takmak insan hakkı değildir. Kadını erkekten aşağı gören, insan haklarına aykırı bir fikrin hayata uygulanmasıdır. Kadına “sen günahsın” dediğin zaman insan hakkı olabilir mi?” ifadelerine yer verirken, kinini tüm çıplaklığı ile sözlerine yansıttı.
22 Nisan 2006’da Hürriyet Gazetesi yazarlarından Mehmet Yakup Yılmaz, İstanbul Eyüp Belediyesi’nin Kutlu Doğum Haftası çerçevesinde dağıttığı kitapçıklarda yer alan “Örtünmemek elbette dinden çıkmak değildir. Sadece günahkâr olmaktır. Ancak başörtülüye eğitim ve sosyal sahalarda reva görülen muamele, sadece zulüm ve haksızlık olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda İslam dinini hatırlatan her şeye düşmanlıktır. Din ve vicdan özgürlüğüne açık bir müdahaledir” ifadelerinden rahatsızlık duyduğunu iddia ederken, Anayasa Mahkemesi’ne adeta ihbarda bulundu ve bu durumun parti kapatma gerekçesi olabileceğini söyledi.
3 Mayıs’ta ise başka bir Hürriyet yazarı Emin Çölaşan başörtülü kadınlara hakaret etti. “Sıkmabaş” diye nitelendirdiği tesettürlü kadınlara “Yeni bir üniforma yarattılar. Pek çoğu erkeklerin baskısıyla, bazıları da çeşitli maddi olanaklar için örtünmek zorunda kaldı. Örneğin üniversite öğrencilerine burs ve ev verdiler, yurt buldular ama tek koşul örtünmeleri oldu” asılsız ithamlarda bulunan Çölaşan, örtünen kadınları şahsiyetsiz gibi göstermeye çalışarak, haddini aştı.
Kartel medyanın başörtüsü konusundaki yasakçı tutumu geçen süre zarfında iyice katılaşırken, ortaya traji-komik haberler de çıkmaya başladı. 10 Temmuz 2006’da, TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın da katıldığı Tunceli Bedensel Engelliler Rehabilitasyon Merkezi’nin açılış töreninde folklor gösterisi yapan öğrencilerin taktıkları başörtüleri; medya, “türban gösterisi” şeklinde haber yaparak, halk oyunu oynayan kızların başlarının zorla örttürüldüğünü iddia etti. Her zamanki gibi hiçbir temeli bulunmayan bu iddiayı irtica paranoyası refleksiyle veren kartel medya, düştüğü acınası hallerden kurtulma çabasını hiç vermedi. Rekabet halindeki yarışlarında birbirlerinin pisliklerini ifşa ettiklerini fark edemeyecek kadar körleşen jurnal medyasının mensupları, başörtüsü ve İslam karşıtlığı söz konu olduğunda ise geniş katılımlı bir mutabakat sağlanmış gibi hareket ettiler.
* * *
17 Ağustos 2006’da yine Hürriyet’te çıkan bir haberde, gazete çalışanlarından Gülden Aydın’ın iftirası gerçekmiş gibi sunuldu. Hürriyet, Aydın’ın kızının, İzmir Karaburun’da, bikini giydiği için 4 haşemalı erkek ve 10 tesettürlü kadın tarafından saldırıya uğradığını iddia etti. Fakat görgü tanıklarının ifadelerinden sonra, asıl saldırganlığı Gülden Aydın’ın yaptığı ve olay esnasında tesettürlü kadınlara hakaret ettiği ortaya çıktı. Hürriyet bu süreçte yaptığı haberlerde seçkinci cumhuriyet anlayışı ile halka üstten bakan ve onları aşağılayan birçok yazıya yer verdi.
Kartel medya, yasağı sadece Türkiye ile sınırlı tutmadı. 30 Ağustos’ta, Milliyet Gazetesi’nin “Bulgaristan Türban Şaşkını” ve Hürriyet’in “Bulgar Üniversitelerine Türkiye’den Türban Baskısı!” başlığıyla yayınladıkları haberlerde Türkiye’den giden başörtülü öğrencilerin Bulgaristan’da sıkıntı olduğu iddia edildi. Her iki haber metninin içeriği incelendiğinde, AİHM ve Danıştay kararlarına atıfla, Bulgaristan’daki yetkililere adeta “Üniversitede başörtüsü yasağı sizde neden hâlâ yok!” mesajı verdiği anlaşılıyordu.
3 Eylül 2006’da ise medyanın traji-komik hallerinden bir diğeri boy gösterdi. Başörtülü Barbie bebek resimli beslenme çantalarının pek çok şehirde satışa sunulmasını, irticai bir faaliyet havasında sunan medyaya, Eğitim-Sen de açıklamalarıyla destek verdi.
18 Eylül’de Hürriyet’te, “Türbanlı sınav”, Milliyet’te “Sınavda türban karmaşası” şeklinde sunulan haberlerin yanında Sabah’ın da “İngiltere başörtüsü kontrolü yapacak” başlığıyla girdiği haber, medyanın jurnalcilik görevini yerine getirmedeki kararlılığını gösterdi. Haberlerde KPSS-2 sınavında Konya Mareşal Mustafa Kemal İlköğretim Okulu’nda başörtülü adaylarının başlarının açtırılmaması, ihbar niteliğinde gündeme taşındı.
Medya, özellikle Cumhurbaşkanlığa adaylık ihtimalleri bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın eşlerinin başörtüleri hakkında yıl boyunca çeşitli haberlere ve yorumlara imza attı. Bu konuda özellikle eski komutanlardan demeç almaya özen gösteren medya, çoğu zaman bu demeçleri manşetten ya da sürmanşetten vererek, başörtüsüne karşı mücadelesine devam etti.
Medyanın sınır tanımayan yalan haberlerinde yaşanan son olay ise yine Hürriyet’te yayınlanan, Uğur Dündar imzalı “Tesettür faciası” haberi oldu. 17 Aralık 2006’da, Hürriyet, Konya Numune Hastanesi’nde “tesettürlü” doktorların ‘testis ultrasonu çekmediği’ iddiasını manşetine taşıdı. Haberin alt başlığında ise “Testislerinde ağrı nedeniyle acil ultrasona gönderildi. Tesettürlü uzman geri çevirdi. Bir testisini kaybetti” denilerek, “başörtülü doktorlar erkek hastayla ilgilenmeyerek ona büyük zarar verdi” iddiası ön plana çıkarılmak istendi. İç sayfalarda “tesettür faciası” şeklinde sunulan yalan haberde, başörtülü doktorlar üzerinden yeni bir saldırı planı yapıldığı anlaşılıyordu. Hürriyet aynı haberi bir süre daha “doğru söylüyoruz” ısrarıyla sürdürdü.
Hürriyet’in haberinin tamamen yalan olduğunun ortaya çıkması için uzun süre beklemeye gerek kalmadı. İlk haberin yayınlamasından bir gün sonra, 18 Aralık 2006’da, “Tesettür faciası” başlıklı haberde başörtülü 2 doktorun testis ultrasonu çekmediğini ileri süren Hürriyet net ifadelerle yalanlandı. Haberin başörtülü doktorlara yönelik bir iftira ve hakaret olduğu ortaya çıkarken, haberde kullanılan bilgilerin de gerçekleri yansıtmadığı anlaşıldı.
Başörtüsüne karşı TRT yıllarından beri katı bir düşmanlık sergileyen Uğur Dündar; yalanlanan haberi savunmaya devam etse de hiçbir ikna edici gerekçe öne süremedi. Böylece başörtüsü nefretinin medyada nasıl bir körlüğe yol açtığı da gözler önüne serildi. Hürriyet Gazetesi yazarı Emin Çölaşan ise “tesettür faciası” haberi yalanlanınca, başka bir başörtülü doktor jurnaline sığınarak konuyu saptırmaya çalıştı. Çölaşan yazısında kamu kuruluşlarında birçok başörtülünün çalıştığını söyledi ve çeşitli hastanelerin isimlerini vererek ihbarda bulundu.
* * *
Ortaya koyulan bilgiler ışığı altında söylenebilir ki, medya 2006 yılında başörtüsü yasağının sözcülüğü rolüyle yetinmedi; ayrıca yasakçılara jurnalleriyle de lojistik destek sağladı. “Laiklik” temalı her türlü vurgusu manşete taşıyarak, yeni bir 28 Şubat süreci oluşturmanın zeminini yoklayan medya, hiçbir haberiyle istediği amaca ulaşamasa da, kamuoyunu yanıltmaya devam etti. Bu uğurda yalan haber dahi yaparak, hiçbir ahlâki kriteri bulunmadığı kanıtlayan kartel medyanın yazarları, açıkça hakaret içeren yazılarından ötürü haklarında yapılan şikayetlerden “ifade özgürlüğü” adı altında korunurken, İslami hassasiyetlerle kaleme alınan yazılardan ötürü Emine Şenlikoğlu, Mehmet Şevki Eygi, Abdurrahman Dilipak, Faruk Çakır, Esra Çiftçi Dindar, Zehra Türkmen ve Bahadır Kurbanoğlu gibi yazarların mahkemelik olmaları ve bazılarının ceza almaları, ikiyüzlülüğün resmini de ortaya koydu.
301. madde muhalif düşünceye yönelik bir baskı oluştururken, kartel medyanın İslam düşmanlığına geniş bir “ifade özgürlüğü” alanı açıldı. Bu alanda en çok karalanan konuların başında 2006 yılında da başörtüsü geldi. Yalan haberlerle ve ahlaksız yorumlarla, kartel medya geçen yıl da başörtüsünü gündeminden hiç düşürmeyerek, yasağa açık desteğini sürdürürken, Cumhurbaşkanlığı makamı etrafında dönen tartışmalarla başörtülü kadınların kimlikleri ve kişilikleri yok sayıldı.
Aralarındaki kirli savaşı belgelerle ve raporlarla veren ve birbirlerinin açıklarını yakalamak için her türlü detayı tek tek araştırma ihtiyacı hisseden kartel medya, başörtüsüne yönelik haberlerde kaba ve bilinçli körlük tutumundan hiç vazgeçmedi. İftira kampanyalarıyla, sözde hükümeti hedef aldı ama gerçekte kini, toplumsal hayattaki İslam olgusuna yönelikti. İkiyüzlü tutumundan geri dönmeyen kartel medya, köşe yazarlarının niteliksiz ve seviyesiz yazılarla İslam’a ve Müslümanlara açıkça hakaret etmelerini basın, düşünce ve ifade özgürlüğüyle savunurken, kendilerine yöneltilen her türlü eleştiriye ise tehditle karşılık verdiler.
Başörtüsü eylemlerini görmezden gelen, yasağın herkes tarafından kabullenildiğini farz eden ve toplumsal sorunlar karşısında genellikle silahlı bürokrasinin çizdiği sınırlar içinde resmi ideolojinin savunuculuğunu yapan kartel medya; halkın haber alma özgürlüğünü, gerçekleri gizleyerek ya da çarpıtarak ihlal etmekten vazgeçmedi. Başörtüsüyle ilgili haberlerde bu durum, platformların eylemlerinin gizlenmesi ve “tesettürlü doktor” haberlerinde olduğu gibi gerçeğin çarpıtılması ve hatta iftira atılması şeklinde tezahür etti. Kısaca 2006 yılında kartel medya, yasakçı ve baskıcı tutumuyla, jurnalleriyle ve hakarete varan yorumlarıyla ideolojik habercilik yaparken, hak ve hukuk ihlallerini hiçe saydı, böylece kötü alışkanlıklarını bırakmayacağını defalarca ispatladı.
Kartel medyanın yasakçı tavrına karşı, bu yapının dışında kalan birçok medya organı da maalesef yasak konusunda gereken hassasiyeti gösteremedi. Birkaç gazete ve internet sitesi hariç, birçok medya organı, başörtüsü eylemlerini yazılı ve görsel olarak hitap ettiği kitleye aktarmamayı tercih etti. Bu tercihin altında, Hükümet’i yıpratmama kaygısı öne çıktığı görüldü. Fakat bu kaygının milyonlarca insanın yıpranmışlığının sebebi olan başörtüsü yasağına karşı haftalardır mücadele eden insanların gayretlerini görmezden gelmeyle sonuçlanmasının kabul edilebilir bir tarafı bulunmamaktadır. Bu bağlamda, halkın medya organlarından beklentisi toplumsal sorunlar karşısında daha duyarlı bir tavır takınmaları ve yasakçılara karşı verilen mücadeleyi gereğince gündemleştirmeleridir.