Nur Sûresi’nin 30 ve 31. ayetlerindeki hitap tarzı, insan fıtratına dikkatimizi çekmektedir. İstenenler de ‘Bakışlarını yere indirmeleri’, ’süslerini (zinetlerini), el yüz hariç göstermemeleri’, ‘başörtülerini, baÅŸ-boyunlarını kapatacak biçimde koymaları’ ÅŸeklinde yapılan bir sıralama önemlidir. Bakışların etkisizliÄŸi veya bakışların
tekrarlanmaması, karşı cinsin süslerini göstermemesi ve örtünmesi ile bağlantılı olması gerekir.
Örtünme ile ilgili giysiler için, Ahzab 59′da Cilbab, Nur 31′de Hımar (humur) kavramları kullanılmaktadır. Ayrı kavramlar kullanılması bunların gördüğü fonksiyonlar açısından önemlidir. Bu kavramlardan Hımar’ın asıl fonksiyonu baÅŸ ve boynu örtmesidir.5.6.8 Her iki giysiden beklenen özellik ise Nur 31′de geçen kadının zinetlerini göstermemesidir. Dolayısıyla farklı coÄŸrafyada, farklı toplumlarda farklı giysiler giyilebilir. Önemli olan örtünmeden arzu edilen, beklenen güvenlik kuÅŸağını oluÅŸturabilmesidir.
Gerek Ahzab 59, gerekse Nur 30-31 örtünme (cilbab ve hımarın kuşattığı anlamındaki bir örtünme) ile ilgili hitabın müminlere olması, bu anlamdaki örtüyü, müminin kimliğinin bir parçası haline getirir. Bu bağlamda tesettür mümin bir kadının sembolü olur.
Hitabın mümin diye yapılması, tesettürün bir iç değişim, kalbi bir dönüşümden sonra gerçekleştirilebileceği anlamına da gelir. Nitekim tesettüre ilişkin yukarıdaki ayetler, hicretten sonra gelmiştir. Toplumun imani değişimi; toplumun tutum, davranış, hal ve hareketlerine, örtünmesine ve ihtiyaçlarını tatmin şekline yansıyacaktır.
Gene bu baÄŸlamda başörtüsü, mümin kadının Rabbi olan Allah’a baÄŸlılığının ve itaatinin bir ifadesidir. Kutsal ve kutsallığa karşı duyulan saygının bir sembolüdür.
Hıristiyan kadınların kiliseye giderken baÅŸlarını örtmeleri, Allah’a karşı duyulan bir saygının ifadesi olsa gerekir. Keza ölümle ilgili olarak ölü sahiplerinin baÅŸlarını kapatmaları, yaratıcı olan Allah’ın affediciliÄŸine, merhametine sığınma anlamında bir teslimiyetin göstergesidir. Demek ki çok farklı kültür ve inanç sistemlerinde örtü, Allah’a sığınmanın O’ndan af ve merhamet dilemenin bir iÅŸareti olarak kullanılmaktadır.
Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta da; müslüman olmanın gerek şartını yerine getirenlerin, başörtüsü veya örtünme konusundaki eksikliklerinin onları İslam dairesi dışına çıkarmadığı gerçeğidir. Bunların İslami terminolojideki karşılığı kafir değil, günahkârdır. Öyleyse yapılması gereken bu kardeşlerimizi dışlamamak, bunları kucaklamaktır. Toplumu kamplaştırmak isteyenlerin arzusunun bunun tersi olduğu unutulmamalıdır. O açıdan böyle bir oyuna gelinmemelidir.
Müminin kimliÄŸi durumundaki kılık ve kıyafet, beÅŸeri mantıkla bakılarak deÄŸiÅŸtirilemez, tanzim edilemez. Örtünmeyi Kur’an ve sünnetin tanımladığı bir çerçevenin dışına çekmeye çalışmak bu ülkeye sadece zaman ve imkan kaybettirir.
Bir toplum, yukarıdan cebri yöntemlerle ÅŸekillendirilemez. Toplumu yukarıdan ‘cebren ve kanunen’ mantığıyla ÅŸekillendirmeye çalışan tüm toplumsal mühendislik giriÅŸimleri baÅŸarısızlıkla sonuçlanmıştır. Aksini iddia edenler, III. Selim’den bu yana toplumu yukarıdan zorla yapılandırma çalışmalarının sonuçlarını incelesinler. Her iÅŸi ‘cebren ve kanunen’ halka raÄŸmen yapacağını sananların tümü toprak olmuÅŸ; ama din ve örtü varlığını her geçen gün güçlendirerek devam ettirmiÅŸtir.
O açıdan bugün yasalar çıkararak arzuladıkları toplumsal mühendisliğin gerçekleşebileceğini sananların, tarihe tekrar tekrar bakmalarında fayda vardır.
Bu toplumun bu kadar tahrik ve aÅŸağılanmayı uzun süre kaldırması mümkün deÄŸildir. Toplumu; Hz. Yusuf gibi, ‘Rabbim, zindan da, ölüm de bunların bizi kendisine çağırdıkları ÅŸeylerden daha sevimlidir’, deme noktasına getirmeden toplum mühendisliÄŸine soyunanlar akıllarını baÅŸlarına toplamalıdırlar.Â